TÜRKİYE TOPRAKLARININ GENEL YAPISI VE NEDEN ORGANOMİNERAL GÜBRE KULLANMALIYIZ, ORGANOMİNERAL GÜBRELERİN DİĞER TABAN GÜBRELERİNDEN FARKI

 

1-ŞU ANDA ÜLKEMİZDEKİ EKİLEBİLEN ALANLARIN, SUYUN,ÇİFTÇİ SAYISININ, GÜBRE TÜKETİMİNİN GENEL DURUMU NEDİR

 

Türkiye’ de 2002 yılında 26.579.000 hektar olan tarım arazileri şu anda % 12,3 azalışla 23.094.000 hektar oldu. Son dönemlerdeki sebze fiyat artışlarının bir sebebi de 2002 yılında 930.000 hektar olan sebze bahçeleri alanları % 15 azalışla 798.000 hektara kadar düştü.

Türkiye’ de 2001 yılında ekilebilen alan 17.917.000 hektar iken bugün % 12 düşüşle 15.387.000 hektardır.

Türkiye’ de son 12 yılda çiftçi sayısı % 48 azalarak 1.127.000 den 600.000 e kadar düştü, düşüş 2011 yılından sonra hızlandı.

2002 yılında 7.458.000 kişi tarım sektöründe istihdam edilirken % 44 azalışla 4.157.000 kişiye kadar düştü.

Türkiye’ de Kırsal nüfus payı % 35,10 iken bugün % 7.20 ye düşmüştür.

Türkiye’ de suyun % 75 i tarımda kullanılıyor ve Tarımda kullanılan suyun % 75 i hala salma/ Vahşi yöntemde kullanılıyor, Tarımda suyun % 75 i yanlış yönetiliyor.

Kişi başına su miktarı yıllar içerisinde 8.000 m3 ler den 1.360 m3 e düşerek fakirlik sınırı 1.000 m3 e yaklaştı.

2-TOPRAK NEDİR, NEDEN OLUŞUR, TÜRKİYE TOPRAKLARININ GENEL DURUMU NEDİR, TOPRAĞIN OLMASI GEREKEN PH VE ORGANİK MADDESİ NE OLMALI

Toprak sadece inorganik bir kütle olmayıp içerisinde havayı, suyu, organik maddeyi ve çeşitli canlıları (çeşitli makro ve mikro organizmaları) barındıran doğal bir ortamdır. Topraktaki mikroorganizma sayısı, bir gram toprakta bir milyara kadar çıkabilmekte ve bu açıdan bilim insanları toprakları canlı varlıklar olarak tanımlanmaktadır, Diğer bir ifade ile, bir çay kaşığı toprak içerisindeki canlı sayısı yeryüzündeki insan sayısının 1.5 katıdır.

Tarıma elverişli 1 santimetre kalınlığında bir toprak tabakası, ortalama olarak 100 ile 1000 yıl arasında oluşur. Elbette 1 santimetre kalınlığında bir toprak tabakasında tarım yapılması mümkün değildir. Yapılan araştırmalara göre 40-50 santimetrelik bir toprak tabakasının oluşabilmesi için en az 20-25 bin yıllık bir sürenin geçmesi gerekecektir.

Topraklar başlıca dört ana bileşenden oluşurlar :

 

  • Farklı boyutlardaki mineraller
  • Ölmüş bitki ve hayvan artıklarından oluşan organik maddeler
  • Açık gözenekleri dolduran su
  • Açık gözenekleri dolduran hava

 

Toprağın kullanımı ve işlevleri bu bileşenlerin miktarına bağlıdır. Örneğin tarım yapmak için elverişli bir toprak %45 mineral, % 5 organik madde, %25 hava, %25 de su içermelidir. Bütün topraklar oranları belli bir aralık içinde değişen 3 temel fazdan meydana gelir. Bu fazların bir birine göre oranları toprakların genel niteliklerini ve kullanılabilirlik lerini büyük ölçüde etkiler.

 

TÜRKİYE TOPRAKLARININ BAZI MAKRO DEĞERLERİ

 

-Türkiye Topraklarının % 47.9 u tınlı ve % 44,3 ü ise killi tınlı topraklardır

-Kireç, Türkiye topraklarının yaklaşık % 27 si az kireçli geri kalan kısmı ise % 19 kiraçli, % 24 orta kireçli, % 16 fazla kireçli ve %14 çok fazla kireçlidir

Ülkemiz topraklarının kireç kapsamı yıkanma etkisinde kalmış Kuzey kısmı hariç ( karadeniz, Trakya,Marmara ) genelde yüksektir.

 

-Organik madde ; Topraktaki organik maddenin yüzde 2-3 olması 0rta, 3-4 olması iyidir,

Türkiye Organik madde miktarının % 1 den az olduğu toprakların genele göre oranı % 21,

Topraklarımızın % 43 ünde organik madde miktarı % 1-2 arasındadır,

Topraklarımızın yaklaşık % 23 ünde organik madde miktarı % 2-3 arasındadır,

%3-4 arasında organik madde ihtiva eden toprakların genele oranı % 8 olup,

% 4 den fazla organik madde içeren topraklarımızın oranı % 5 dir.

 

Yaygın tarım uygulamaları toprak organik maddesini azaltmaktadır. Yoğun toprak işleme, erozyon, monokültür tarım, kimyasal gübreler ve pestisitler TOM’u azaltmaktadır.

 

 Türkiye topraklarında 1990 yılında yetersiz (çok az, az ve orta) TOM içeren toprakların oranı %92 iken 2011-2014 yıllarında yapılan analizlerde bu oran %99’a yükselmiştir. İyi ve yüksek TOM’a sahip topraklar ise %7.2’den %1’e gerilemiştir.

 

-Fosfor ; Türkiye topraklarının büyük kısmı fosfor yönünden fakirdir.

Türkiye topraklarının % 29 u çok fakirdir,

-Potasyum ; Ülkemiz topraklarının % 92 gibi büyük bir oranda potasyum yönünden yeter ve zengin bir durum göstermektedir. Ülke topraklarının sadece % 3 lük kısmı mutlak potasyumlu gübrelemeye ihtiyacı vardır.

-PH ; İnsanların tansiyonu ve önemi ne ise Toprağın PH ı da odur,

Topraüın  PH’ı 1-14 lük bir ölçekle ölçülür, 7 nötr işarettir, Çoğu bitki nispeten nötr bir PH  6.2 ile 7,5 PH arasında tercih de bulunur, 7 nin altında herhangi bir değer Asitik ve Ekşi toprak, 7 nin üstü Alkali ve tatlı topraktır.

Trakya, Marmara, Karadeniz Ege toprakları hariç diğer bölge topraklarının büyük bir çoğunluğunda toprak PH ı 7 nin üstündedir,

Türkiye topraklarının % 60 ının PH ı 7,5-8,5 arasında

% 30 unun PH ı 6,5-7,5 arasında, Geri kalan toprakların PH’ ı 9,5 dur.

 

3-ORGANİK MADDE NEDİR TOPRAKTAKİ GÖREVİ NEDİR,

 

Toprak Verimliliğinde Organik Maddenin Önemi Nedir

Organik madde topraktaki mikro organizmaların besin ve enerji kaynağı olduğu için varlığı mikro organize aktivitesini arttırara bitki besleme elementlerinin elverişliliğini ve alımını arttırır

Türkiye toprakları (Karadeniz bölgesi hariç) genellikle organik madde içeriği bakımından fakir olup, ülkemiz topraklarının % 70 ’inde organik madde içeriği az ve çok azdır. Toprak kalitesi ve üretim açısından topraklarda organik madde içeriğinin %3’den daha fazla (iyi düzeyde) olması istenir.

Toprak kalitesinin en önemli unsuru toprak organik maddesi ve topraktaki mikroorganizma sayısıdır. Toprak verimliliği ve kalitesi konusunda bilim adamları topraklardaki canlı sayısının önemli bir kriter olduğunu vurgulamaktadırlar. Topraklardaki canlı sayısı ne kadar fazla ise toprak o oranda verimlidir görüşündedirler. Topraklarda mikroorganizmaların yaşamını devam ettirebilmesi için beslenmeye ve enerjiye gereksinim duyarlar. Topraklardaki mikroorganizmaların temel besin ve enerji kaynağı ise organik maddedir. Üretim açısından topraklar bir fabrikaya benzetilebilir.

Bir fabrikada çalışan işçiler ücret yetersizliği nedeni ile greve gidiyorsa veya işi hafifletiyorsa, o fabrikanın tam kapasite ile çalışması ve üretim yapması beklenemez. Benzer şekilde, topraklar da bir fabrikadır ve burada yaşayan canlılar bizlerin üretim işçileridir. Topraktaki canlıların tam kapasite çalışabilmeleri için yeterli düzeyde beslenmeleri gerekir. Bir toprağın organik madde içeriği ne kadar fazla ise, tarımsal üretim kapasitesi de o kadar yüksektir.

Besin kaynağının az olduğu ortamda canlı sayısı azalmakta ve ancak zor koşullara adapte olabilenler ve güçlü olanlar ortamda kalabilmektedir. Toprakta organik madde yetersiz düzeyde ise topraklardaki canlı sayısı azalacak ve dolayısıyla toprakların üretim kapasitesi de azalacaktır. Çeşitli zamanlarda topraklara uygulanan suni gübrelerin amacı kısa vadede sadece bitkileri beslemek olup, toprak canlıları açısından önemli bir faydası yoktur. Sürekli suni gübreler ile üretim yapmak sürdürülebilir tarım açısından mümkün değildir. Bir noktadan sonra insanlarda görülen yorgunluk, artık topraklarda da görülmeye başlar ve verim zamanla azalır.

*Organik madde toprakların fiziksel özelliklerini iyileştirerek bitkiler için uygun bir ortamın ortaya çıkmasını sağlar

*Organik gübreler topraklarda bireysel toprak parçacıklarını birbirine bağlayarak iyi bir toprak yapısının oluşmasını sağlar. İyi toprak yapısı da toprak erozyonunu azaltır.

*Killi topraklarda ise toprak sıkışıklığını azaltarak toprakların gevşek bir yapı kazanmasını ve kaymak tabakası oluşumunu azaltır.

*İyi toprak yapısı topraklarda su ve bitki besin maddelerinin tutunması sağlar.

*Killi (yapışkan ve çamur) topraklarda ise toprak yapısı iyileşir ve topraklar daha çabuk tava (toprağın işlenebilmesi için uygun nem miktarı) gelir ve sürüm kolaylığı sağlanır.

*Organik madde içeriği iyi olan topraklarda bitki kök bölgesinde havalanma (atmosferden toprağa oksijen girişi, topraktan karbondioksit çıkışı) iyi olduğundan bitki gelişimi daha iyidir. Organik maddelerin ayrışması ile topraklar koyu bir renk alır. Koyu renkli topraklar açık renkli topraklara göre daha fazla güneş ışığını tutar ve toprak sıcaklığı artar. Toprak sıcaklığının artması ile bitki kök gelişimi ve topraklarda kimyasal reaksiyonlarda artmaktadır.

*Organik maddeler, birçok bitki besin maddelerinin esas kaynağını oluşturmaktadır. Farklı organik maddelerin bitki besin içeriği değişmekle birlikte, dışarıdan suni gübreler ilave edilmiyorsa toplam toprak azotunun %90-99, toprak fosforunun %33-37’si ve topraklardaki kükürdün %70-80’ni toprak organik maddesi sağlamaktadır.

*Bunlarla beraber toprak organik maddesi potasyum, mangan, bor, bakır, çinko, molibden gibi diğer farklı bitki besin maddelerini de içermektedir. Organik maddelerin içerdiği bitki besin maddeleri, organik maddelerin ayrışması sırasında yavaş yavaş bitkiler tarafından alınabilir hale geçmekte ve bitkiler bu besin elementlerini 3-5 yıla kadar sürekli alabilmektedir.

* Organik madde içeriği iyi olan topraklar suni gübrelerin topraktan çabucak yıkanarak taban sularının kirlenmesini önler ve uygulanan gübrelerden bitkilerin daha fazla faydalanmasını sağlar.

*Topraklarda organik maddelerin ayrışması sırasında açığa çıkan organik bileşikler, topraklarda bitkiler tarafından alınamaz konumda olan bitki besin maddelerini alınabilir konuma getirir. Aynı zamanda, organik bileşikler toprakta bitki besin maddelerini tutan kil yüzeylerine tutunarak besin maddelerinin killer tarafından tutunmasını azaltır ve bitkiler tarafından alınamaz konuma dönüşmesini engeller,

*Organik maddeler toprakların tamponlama kapasitesini artırır. Tamponlama özelliği ile kireç, gübre, zehirli bileşikler ve diğer maddelerin ilavesi ile topraklarda meydana gelecek ani değişmelerin (insanlarda tansiyon yükselmesi veya düşmesi gibi) önüne geçilir.

Toprakların Organik Madde Kapsamı Nasıl Korunmalı ve Artırılmalıdır ;

Toprak organik maddesinin sürekliğini sağlamak için organik madde artışını sağlayan bitkilere (yeşil gübreler) ekimde yer verilmelidir. Yeşil gübreleme yani bitkilerin çiçeklenme döneminde sürülerek toprak ile karıştırılması 3-5 yılda bir yapılmalıdır.

Tahıl, sebze ve yem bitkisi münavebesi toprakların organik madde kapsamını korumakta ve artırmaktadır. Mümkün olduğu kadar topraklarda daha fazla anız artıkları bırakılmalı ve yakılmamalıdır.

Örneğin Mısır verimindeki değişikliğin % 82-84 ünün toprak organik madde içeriği ile açıklanmaktadır.TOPRAKTAKİ ORGANİK MADDE MİKTARININ % 1,4 DEN % 0,9 A DÜŞMESİ TAHIL ÜRETİMİNDE % 50 VERİM KAYBINA NEDEN OLMAKTADIR.

ORGANİK MADDE MİKTARI AZALDIKÇA KULLANILACAK GÜBRE MİKTARLARI DA ARTMAKTA ANCAK GİDEREK ARTAN GÜBRE KULLANIMINA KARŞILIK BİRİM GÜBRE BAŞINA ALINAN BİTKİSEL ÜRETİM AZALMAKTADIR.

ORGANİK MADDE İLAVESİ OLMAKSIZIN SADECE KİMYASAL GÜBRE KULLANIMI TOPRAKTA BULUNAN DEĞERLİ ORGANİK MADDENİN DAHA HIZLI MİNERALİZASYONUNA NEDEN OLMAKTADIR.

 

Tarımsal üretimin devamlılığı için hayvan gübreleri ve diğer organik maddeler mutlaka tarlalara ve bahçelere verilmelidir. Sap ve saman atıkları, çeşitli bitkisel ve hayvansal atıklar ve organik gübreler toprak ile karıştırılarak toprak organik maddesi artırılabilir

Sonuç ;Toprakların kalitesini ve canlılığını koruyarak yüksek verim alabilmek için toprakların organik madde içeriği artırılmalı veya en azından mevcut durum korunmalıdır.

4-LEONARDİT NEDİR, NASIL OLUŞUR

 

LEONARDİT: Çoğunluğu bitkisel kökenli, bir kısmı da hayvansal kökenli olan çok büyük miktarlardaki ( 3-5 milyar ton ) organik maddenin bir çukura sürüklenerek, üzerinin erozyon ile gelen toprak ve diğer kütleler tarafından kaplanması sonucu milyonlarca yıl basınç altında kalmış, henüz kömürleşmemiş fosil maddeye denir.

 

Diğer bir ifadeyle LEONARDİT’e genç kömür de denilebilir. Ama unutulmamalıdır ki kömür LEONARDİT değildir. Türkiye’nin loenardit rezervinin 5 milyon ton olduğu, bunun yanında düşük kaliteli linyit yataklarından ise 7-8 milyon Ton humik asit üretimi yapılabileceği tahmin edilmektedir.

 

LEONARDİTİN KİMYASAL FAYDALARI

 

• Leonardit ( Humik ve Fulvik Asitler ), asidik ve bazik özelliklerdeki toprakları nötralize eder. Fazla tuzluluğu ve fazla kireçliliği gidererek toprağın pH'ını düzenler. Bazik topraklarda yüksek pH aktivitesini ve miktarını düşürür. Topraktaki bazik ajanlarla ( Ağır Metalller ) tepkimeye girerek, çözünmeyen bileşikler oluşturur. Asidik topraklarda ise çözünebilen toksik alüminyum bileşiklerini tutar ve absorbe eder. Toprağın tuzlanmaya karşı tamponlama özelliğini artırır. Bitki köklerini korumak için tuz eriyikleriyle reaksiyona girer.

• Suda çözünebilir inorganik gübreleri kök bölgesinde muhafaza eder (depolar) ve bitkinin ihtiyacı oldukça bunları serbest bırakır. Kök civarındaki besinlerin (ve gübrenin) yıkanıp uzaklaşmasını önler. Tüm fazla gübreyi bünyesine alıp yavaş yavaş toprağa verdiği için sürekli verimli bir toprak yapısı sağlar. Bitkinin köklerinde fazla gübrelemekten kaynaklanan zararları önler.

• Toprağın iyon değişim kapasitesini en yüksek seviyeye çıkartır. Çok küçük toprak parçacıkları (kolloidler) tarafından tutulan veya bitki tarafından alınamayan besin maddelerini iyonize ederek serbest hale getirir. Bitki tarafından alınabilmelerini sağlar.

• Hümik asit kimyasal olarak aktif bir karaktere sahiptir ve topraktaki çeşitli metaller, mineraller ve organikler ile çözünebilir veya çözünemez kompleksler oluşturma yeteneği vardır. Bu özelliği ile makro ve mikro besinlerin bitkiler için emre amade tutulmasını sağlar. Bitkinin besinleri kolay ve sürekli almasını sağlar. Topraktaki azot oranını artırır. Bitkilerde demir eksikliğinin (Kloroz – yaprak sararması) giderilmesine yardım eder.

• Alkalik ortamlarda, topraktaki metal oksitlerin iyonlarıyla organik metal kompleksleri oluşturur. Şelatlama işlemi denilen bu reaksiyon sonucu oluşan organik metal kompleksleri çok aktif olup bitki köklerince kolayca özümlenirler.

• Topraktaki kireç içerisindeki karbondioksiti serbest duruma getirir. Bu serbest karbondioksitin fotosentezde kullanılması imkânını hazırlar. Ayrıca, karbondioksit toprakta karbonik aside dönüşür ve toprağa bağlı olup da bitki tarafından alınamayan bazı mineralleri çözer ve bitki tarafından alınabilmelerini sağlar.

• Topraktaki azot, fosfor, potasyum, demir, çinko ve iz elementler gibi gerekli besinlerin bitki tarafından alınabilmesini en yüksek düzeye çıkartır. Potasyum, azot gibi çözünebilirliği yüksek olan elementler bitki tarafından emilmeden önce yıkanıp uzaklaşırlar. Leonardit kullanılması durumunda ise, bitki hücre zarlarının geçirgenliği artar ve bu elementler yıkanıp uzaklaşmadan önce bitki tarafından alınabilir. Öte yandan, tam tersi olarak, topraktaki fosfor K, Mg, Al ve Fe iyonları ile birleşerek inert ve çözünemez duruma geçer ve bitki tarafından alınamaz. Leonardit kullanılması durumunda bu inert bileşenler tekrar çözünebilir hale gelir ve fosfor bitki tarafından alınabilir. Gübre kullanılması (özellikle mineral gübreler) halinde leonarditin bu özellikleri gübre veriminin çok artması açısından önemlidir.

• Bitki gelişimi için gerekli olan mineraller (iz mineraller de dahil) ve organik maddelerce zengindir
. Ayrıca, doğal karbon içermesinden dolayı bitkinin gelişimde kullanabileceği oldukça fazla miktarda enerji de ihtiva eder (1 gramda 5000 kaloriye kadar)

• Hümik asit, biyokimyasal aktif özelliği ile, toprağın zararlı, kirletici ve zehirli maddelerden temizlenmesini sağlar. Toprakta mevcut olan kurşun, cıva, kadmiyum ve diğer zararlı ve radyoaktif elementlerin, endüstriyel atıkların, zehirlerin ve çevre için zararlı kimyasal maddelerin (ilaçlamadan gelenler de dahil) çözünebilir durumdan çözünemez duruma geçmelerini sağlar. Böylece, bunların bitki tarafından emilmelerini önler. Bunların zamanla çakıl gibi çözünemez hale gelip, dibe çökmesi sonucu toprak temizlenir.

 

LEONARDİTİN FİZİKSEL FAYDALARI

 

• Toprağın yapısını düzeltir. Kil mineralleri ile birleşerek toprağı daha tanecikli duruma getirir. Böylece, toprağın hava ve su geçirgenliği artar. Toprağın gevşekliği ve işlenebilirliği artar, topaklanma önlenir. Verimsiz killi toprakların parçalanmasını sağlayarak verimli toprak haline dönüştürür. Toprağın zamanla sıkışmasını önleyerek daha havadar ve kabarık kalmasını sağlar.

• Toprağın havalanma özelliğini artırır. Köklerin daha iyi havalanmasını sağlar. Yorgun toprakları gençleştirir.

• Toprağın su tutma kapasitesini artırır (Kendi ağırlığının 20 katı fazla ağırlıktaki suyu tutabilme yeteneği vardır). Topraktaki su miktarını dengeler ve düzenler. Böylece, bitkinin kuraklığa karşı direnci artar ve kuraklık şartlarında bile daha iyi verim alınmasını sağlar. Daha az su ile daha verimli bir sulama için zemin hazırlar.

• Uygun tohum yatağı şartları hazırlar.

• Topraktaki kolloidlerin (çok küçük toprak parçacıklarının) birbirlerini tutma yeteneklerini artırır. Topraktaki erozyonu azaltır.

• Toprağın rengini koyulaştırarak daha fazla güneş enerjisinin emilmesini sağlar.


LEONARDİTİN BİYOLOJİK FAYDALARI

 

• Hücre bölünmesini hızlandırır. Dolaysıyla, bitkinin büyümesi ve gelişmesi de hızlanır. Fidelerin daha hızlı ve kuvvetli büyümelerini sağlar.

• Kök oluşumunu ve gelişimini hızlandırır. Kökleri kuvvetlendirir. Köklerin, özellikle uzunlamasına, büyümesi ve gelişmesi üzerine uyarıcı etkisi vardır. Bitki köklerinin uzunluklarında, kesitlerinde ve özgül ağırlıklarında önemli ölçüde artışlar sağlar. Bunun sonucu olarak da, bitki daha fazla besini bünyesine alabilir ve hastalıklara karşı daha dirençli olur. Ayrıca, bu güçlü ve daha geniş alana yayılmış olan köklerle, bitkinin stabilizesi artar, topraktaki suyu bulma ve absorb etme yeteneği fazlalaşır.
• Tohumda çimlenmeyi hızlandırır. Bitkinin hayatta kalabilme yeteneğini artırır.

• Bitki hücre zarlarının geçirgenliğini artırır. Dolayısıyla, bitkinin topraktan daha fazla besini almasını ve kullanmasını sağlar.

• Bitki bünyesinde vitamin miktarlarının artmasını sağlar.
• Bitkide; klorofil, C vitamini, şeker, amino asitler ve diğer önemli bileşenlerin oluşmasını teşvik eder. Fotosentezi artırır.
• Bitkide hücre enerjisinin fazlalaşmasını sağlar.
• Bitki metabolizmasını düzenleyerek azot bileşenlerinin birikmesini önler.
• Yararlı toprak mikro organizmalarının gelişmeleri ve çoğalmaları üzerinde uyarıcı etki yapar. Bunların topraktaki miktarını ve aktivitelerini artırır.
• Bitki enzimlerini uyarır. Bitkinin enzim üretimini artırır.
• Bir organik katalizör olarak görev yapar.
• Bitkinin soğuğa, sıcağa, ve fiziksel etkilere karşı dayanıklılığını artırır. Böcek ve hastalıklara karşı direncini çoğalır. Bünyesinde bulunan antibiyotikler ve phenolik asitler gibi biyolojik aktif bileşenlerin bitkinin hastalıklara karşı direncinin artmasında önemli etkisi vardır.
• Meyvelerde (üründe) hücre duvarları kalınlığının artmasını sağlar. Böylece, ürünün depolanma süresi ve raf ömrü uzar.
• Elde edilen ürün (meyve, sebze, çiçek, dene, kök gibi) daha kaliteli olur. Bunların, dış görünüşlerinin daha göz alıcı ve besin değerlerinin daha yüksek olmasını sağlar. Tahıl ve hububatlarda; daha fazla protein içeriği ve amino asit içeriğinde daha fazla denge elde edilir. Bütün bunlar ürünün pazardaki değerini artırır.

 

5-ORGANOMİNERAL GÜBRE NEDİR, DİĞER İNORGANİK TABAN GÜBRELERİNDEN FARKI NEDİR, TOPRAĞA VE BİTKİYE FAYDALARI NELERDİR.

 

Organomineral Gübre Kimyasal gübreler olan Üre, As, DAP, MAP, MOP gibi gübrelerdeki azot fosfor potasyum kaynakları ile içinde hümik, fülvik ve binlerce mineral canlı bulunduran organik ( leonardit, kompost gibi ) maddelerin harmanlanması ile elde edilen ve tarımın toprağın iyileştirilmesi için tek çözümü olan Gübrelerdir. Bu gübrelerin tonda 250 ila 350 kg’ da leonardit, kompost ve diğer hümik fülvik içeren organik maddeler kullanılır.

 

Diğer şu anda Ülkemizde üretilen veya ithal edilen her türlü taban Kompoze gübreleri ( 20.20.0, 15.15.15 ve bunların çinkoluları ve diğerleri ) yine azot fosfor potasyum kaynaklarını organomineral gübreler gibi Üre, As, DAP, MAP, MOP dan almakla beraber 1 tonda yaklaşık 250 ila 350 kg arasında kesinlikle suda erimeyen ve toprağa faydası olmayan kum, kil gibi dolgu maddelerinden oluşur.

 

 Kimyasal gübreler tek başına bitkiyi besler ancak toprağa hiçbir şey bırakmaz ve toprağın kimyasal yapısını bozar, Organomineral gübreler ise, kimyasal gübrelerde bulunan bitki besin elementlerini ve hümik, fulvik asitle binlerce canlı barındıran organik maddeyi beraberce bulundurmakta , böylece besin maddesi içerikleri daha standart halde sunulabilmektedir.

 

 Organomineral gübrelerde Azot (N), Fosfor (P), Po_tasyum (K), Kükürt (S), Çinko (Zn) gibi bitki besin mineralleri ile humik-fulvik asit ve kompost kaynaklı organik madde bir arada bulunmakta ve taban gübresi olarak kullanılmaktadır. Organik materyallerin toprak verimliliği üzerine olan olumlu etkilerinden yararlanılarak “organik madde+mineral gübre” şeklinde üretilen organomineral gübreler, bir yandan yıkanma ile besin elementlerinin kaybını azaltırken diğer yandan toprağın verimlilik öğelerini düzelterek kullanılan minerallerin etkinliğini artırmaktadır.

 

2050 yılında dünya nüfusunun 9.7 milyar olması beklenirken, gıda ihtiyacını karşılamak için tarımsal üretimin bugüne oranla yüzde 70 artırılması gerekir “Oysa tarımsal üretim için kullanılabilir durumdaki araziler, ekolojik sorunlar sebebiyle her geçen gün azalmakta; mevcut toprakların da niteliği gittikçe bozulmaktadır. Bu bozulmanın başlıca göstergelerinden biri, toprağın en önemli öğesi olan organik madde içeriğinin azalmasıdır” Organik maddenin kaybında en büyük faktör yanlış tarımsal uygulamaların yarattığı olumsuzluklardır. Toprağın kalitesini artırmak amacıyla kullanılabilecek organik atıkları değerlendiren ekonomik ve sürdürülebilir uygulamalar büyük önem taşımaktadır. “Organik ve organomineral gübre elimizdeki en güçlü anahtardır